Fenerbahçe

Ali Koç Sistemetik hakem hatalarını açıkladı

Fenerbahçe Kulübü Başkanı ligin yaşanan hakem hatalarıyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Başkan Koç toplantıda ayrıca ülke futbolunun yönetimiyle ilgili eleştirilerde bulundu ve basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Ali Koç toplantıya sevgililer gününü kutlayarak başladı. Toplantıyı yapmanın kendileri adına zorunluluk haline geldiğini söyleyen başkan Ali Koç, Bir çok takımın onlarca maçta hakem hatalarına maruz kaldığına değinerek bu konunun sadece kendi sorunları olamadığını söyledi. Hakem hatalarını gösteren videolar izleten Fenerbahçe başkanı, içerisinde bulunduğumuz kabul edilemez duruma bir kılıf arama amacı değiliz, Zaten pek çok fırsatta da bunun sorumluluğunun başta ben olmak üzere bizlerde olduğunu ifade ediyoruz. Gündem değiştirmek için de burada değiliz. Fenerbahçe’ye karşı son 4 haftada gösterilen sistematik yaklaşıma dikkat çekmek,  bazı gerçekleri spor kamuoyunun ve bilhassa Fenerbahçelilerin dikkatine getirmek, satır aralarını iyi okumalarına vesile olabilmek. İlerleyen haftalarda muhtemelen yaşanacak bu tarz yanlışlara karşın farkında olmalarını sağlamak için bu tolantıyı yapıyoruz diye konuştu.

Her şeyin farkındayız dedi

Ali Koç basın toplantısında her şeyin farkında olduklarını dile getirerek Futbol Federasyonu hakkında da açıklamalar yaptı. Ali Koç, ”‘Biz her şeyin farkındayız.’ Size Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı ve yönetimi olarak, camia olarak rahatsız olduğumuz bazı konulardan bahsetmek istiyorum. İlk önce Türkiye Futbol Federasyonu’muzun yapılanma şekline gelelim. Türk futbolunun, adaletten ve her takıma eşit mesafede olma anlayışından çok uzak şekilde yönetildiği kanısı artık her geçen gün kamuoyuna yerleşmektedir ve fazlasıyla bu konuya sebebiyet veren olaylara tanık oluyoruz. Aslında bu durum, son 3-5 ayın veya 3-5 yılın konusu da değil. Türk futbolu, 90’lı yılların sonundan itibaren maalesef lobilerle yönetilen bir alan olagelmiştir. Bu lobiler futbolu her zaman kendi etkisi altında tutmaya çalışmışlardır. Aradan geçen 20-25 yıllık sürede de etkileri nispeten eskisi kadar güçlü olmasa da uzantılarının hala çok ciddi boyutta işin içerisinde olduğunu açıkça ifade edebilirim.

Suistimalleri anlattı

Federasyonda, tuttuğu takımın formasını çıkarmayan hatta çıkaramayan bazı kişilerin, gün be gün tüm kararların, hakem atamalarının, hakemlere uygulanan terfi ve ceza sisteminin içerisinde rol almayı görev edinmelerinin; günlük işleyiş ve operasyonun bir parçası olarak işlevlerini sürdürmelerinin, faydadan çok zarar getirdiğine inanıyoruz.

Çok yakın zamanda hatta birkaç ay önce hepimizin malumu olduğu üzere kendi takımlarına 1-2 maçta haksızlık yapıldığı iddiasıyla, federasyondan istifa edip sonrasında ise artık ne olduysa 1 gün sonra geri gelip, ‘Camiama en iyi şekilde hizmet etmek için görevime geri döndüm’ diyerek kamuoyuna göz göre göre açıklamalar yapabilmesi, son derece düşündürücüdür. Biz burada da çok tenkit gördük, ‘Niye reaksiyon göstermiyorsunuz?’ diye.

İşin en acı tarafı da bu yozlaşma emarelerinin son derece olağan karşılanması ve kanıksanmasıdır.

Kamuoyu önünde rahatça bunlar yaşanabiliyor, böyle açıklamalar yapılabiliyorsa, görmediğimiz, kamuoyuna yansımayan arka planda neler yaşanabileceğini artık siz düşünün…

Kısacası söylemek istediğim, futbolda adil rekabeti ve hakkaniyeti sağlamakta en önemli görevi görecek olan, ana görevli olan Türkiye Futbol Federasyonu, bu görevini tesis etme anlamında yanlış yapılandırılmıştır, yapılandırılmaktadır.

Hakemlere ödül ve ceza

Burada bu düzenin sorgulanması için önemli konulardan biri de hiç şüphesiz son günlerde de gündemde olan ve tamamen bağımsız olması gereken Merkez Hakem Kurulu’nun (MHK) konumu ve işleyiş şeklidir.

MHK’nın oluşumuna ilişkin talimata göre –yani kurallara göre- Merkez Hakem Kurulu, TFF Başkanı’nın aday gösterdiği ve Yönetim Kurulu’nun onayladığı bir kurul olarak teşkil ediliyor.

Oysa bu kurulun, bizzat futbol ailesinin fertleri olan kulüplerce oluşturulması gerektiğini düşünüyor –yani bu bizim düşüncemiz, önerimiz- ve bu önerimizin pek çok spekülasyona son vereceğine yürekten inanıyoruz.

Ancak bu şekilde organik ve inorganik bir bağ olmaksızın, kimseye minnet duygusu beslemelerine gerek olmadan kulüplere karşı eşit sorumluluk duygusunun söz konusu olması mümkün olacaktır.

Diğer önemli mevzu ise tamamen bağımsız olarak karar alması gereken MHK’nın baskı altında olmaması için fiziki konum olarak da federasyon tesislerinde bulunmaması gerektiğini düşünüyoruz ve öneriyoruz.

Bir başka çok önemli konu olarak hakemlerimize atama ve terfiler üzerinden uygulanan ödül ve ceza sistemlerine dikkatinizi çekmek istiyorum

Bu, kamuoyunun çok da yakından bilip takip ettiği bir konu değil. Genelde kamuoyuna pek fazla yansımaz. Ama hakemlerimiz, dışarıdan anlaşılamayacak çok ince mesajları olan bir sistemle, ödül ve ceza süreçleri üzerinden yönlendirmeye açıktırlar. Yani alabilecekleri ceza ve ödül sistemleriyle yönlendirilmeye çok açık bir sistemden bahsediyoruz.

Taze ve net bir örnek olarak Barış Şimşek’in VAR Koordinatörü olarak atanmasını gösterebilirim. Kendisi Kayseri maçımızın VAR hakemi idi.

Az önce videoda gördüğünüz Mehmet Ekici ve Moses’a yapılan ve faul çalınmayan hareketlerde VAR’a çağırarak kırmızı kart uyarısı yapmadı. Mehmet Ekici bu hareketten sonra 1 aylığına sakatlandığı için sahalardan uzak kalmak durumunda. Bununla beraber Kayserispor’un tüm otoritelere rağmen faul olan son dakika golünde de Barış Şimşek hakemi VAR’a çağırmadı. İki bariz faul hatası ve bu gol.

Bu 3 fahiş hata sonrası hemen ertesi gün terfi ettiği ve VAR Koordinatörü olduğu açıklandı. Yani Pazartesi’yi de bekleyemediler. Maç cuma günü. Kulübün, yönetimin, başkanın, takımın hocasının ne dediği önemli değil. Ertesi gün sadece basına bakın. Sanki başka gün de yokmuş gibi cumartesi günü atandı.

Artık bu Fenerbahçe’ye karşı bir meydan okuma mıdır ya da bizi cezalandırmanın ödüllendirilmesinin bir örneği midir? Bu değerlendirmeyi sizlere bırakıyorum.

Hangi takımların lehine, hangilerinin aleyhine ne yönde kararlar vermeleri gerektiğini mevcut sistemle hakemlerimize çok net mesaj olarak vermek son derece mümkündür.

Bu ödül ve ceza sisteminin, hakemleri dinlendirmenin veya atamaların, terfi etmelerin, VAR koordinatörü olarak ilan etmenin bir metadolojisi, algoritması, sistemi falan da yok. En azından bizim bildiğimiz kadarıyla yok.

Şimdi buradan hareketle birkaç hayali senaryo çizeceğim. Velev ki bunlar olsaydı…

1-Mesela atamaları geldiği zaman hangi hakemin iç saha, hangi hakemin dış saha hakemi olduğu dikkate alınıp; seyirci baskısından etkilenebilen hakemleri bazı takımların iç saha maçlarına, etkilenmeyen hakemleri de yine aynı takımların dış saha maçlarına verildiğini varsayalım. Velev ki…

Bununla beraber 2. örneğimize baktığımızda diyelim ki;

2-Herhangi bir takımın maçını kötü yöneten bir hakem ertesi hafta kolayca maç alıp, bir başka takımın maçını kötü yöneten hakemin ise haftalarca görev alamadığı bir ortam olduğunu var sayalım.

Sizce, bu şekilde hakemlere mesaj vermek mümkün müdür? Bana sorarsanız nettir. Bunların olduğunu var saydığınız bir ortamda bu iki senaryoya göre sizce futbol güven müessesi nasıl etkilenir?

Halbuki güven müessesesini mümkün olduğunca tesis edebilecek, şüpheye mahal bırakmayacak yöntemler mevcuttur.

‘Ben yaptım oldu’ zihniyeti yerine liyakat bazlı, performans kriterlerine dayalı, mantıklı bir puanlama ve istatistikler üzerinden atamalar yapılsa, bu kararlar en şeffaf şekilde herkesin bilgisine açık olsa güven müessesesi çok daha kuvvetli olmaz mı? Bu ortamı tesis etmek mümkün değil midir?

DOĞRU SİSTEM NASIL OLMALI? 

Biz, göreve geldiğimiz günden itibaren ve bildiğiniz gibi öncesinde de her zaman bir konuya dikkat çektik; sporda adalet, eşitlik ve güven duygusunun sağlanmasının, fair play ve saygı ortamının tesis edilmesinin marka değeri açısından önemini defalarca işaret ettik.  Maçlarda kazansak da kaybetsek de iyi de kötü de oynasak her ne olursa olsun bu konuya her daim özen gösterdik. Kazanırken güzel, kaybederken çirkin yüzümüz olmadı. Her zaman tek yüzümüz oldu. Daha net söyleyeyim; hiçbir zaman gizli ajandamız olmadı. Hiçbir zaman ayrıcalık istemeye ve imtiyaz yaratmaya teşebbüs etmedik. Maçlarımızda yaptıkları hatalar dolayısıyla hakemlere düdük astırma gibi bir gayretimiz olmadı. Bir kez dahi federasyonumuzu ve kurullarını, şartlar ne olursa olsun baskı altına almaya bu yönde lobi yapmaya tenezzül etmedik. Buna olaylı Galatasaray derbisi sonrası da dâhil olmak üzere. Bu yaklaşımı, duruş tarzını da zaaf olarak görenler var ama bu bizim tarzımız. Tüm kulüplere de sevgide ve saygıda kusur etmemeye özen gösterdik. Niye buna özen gösterdik? Niye zaman zaman duygu ve düşüncelerimizi yuttuk? Çünkü büyüyeceksek, düzeleceksek, gelişeceksek, adalet herkes için diyorsak bunu ancak hep birlikte, Türk futbol ailesi olarak bir arada yapabileceğimize inandık ve inanmaya devam ediyoruz. Bu yüzden bu duruşu sergiledik. Mütemadiyen Türk futbolunun ortak çıkarlarına dikkat çekmeye çalıştık. Son bir yıldır Türk futbolunun sürdürülemez finansal durumu, zayıflayan rekabet gücü, Avrupa ile aramızdaki makasın açılması, adil rekabetten uzak bir sistemle yönetilmesi gibi muhtelif yapısal sorunlar hakkında görüşlerimizi dile getirdik. Tüm bunların sonucu olarak da Türk futbolunun ve kulüplerin marka değerinin her geçen gün yıprandığını, marka değerinin azaldığını belirttik. Buradan çıkış yolu olarak da yapısal reform ve zihniyet değişikliğine ihtiyaç olduğunu her zaman vurguladık. Dolayısıyla arkadaşlar, futbolun tüm paydaşlarının hemfikir olduğu, ortak aklın hâkim olduğu, tüm paydaşların asgari müşterekte buluşabildiği, adil rekabetin ve güvenin sağlandığı bir ortam tesis edilmeden Türk futboluna sağlıklı bir gelecek inşa etmenin mümkün olamayacağı inancımı burada bir kez daha yinelemek isterim. Er ya da geç Türk futbolu adil rekabetin ve hakkaniyetin sağlandığı, toplumun genelinin vicdanen rahat olduğu, şüphe uyandırmayacak güven ortamına kavuşacaktır. Er ya da geç, bugün, yarın, öbür gün, orta vadede veya uzun vadede bu olacak. Çünkü Türkiye bu mevcut tabloyu hak etmiyor. Tercihen ya da mecburen, ama bir şekilde olacak.

Popüler Haberler

Yukarı